2 Eylül 2012 Pazar

Pilav Günü

Liseden mezun oldunuz ve eski arkadaşlarınızla her yıl görüşmek üzere sözleştiniz, ama bunu başarabildiniz mi? Büyük bir çoğunluk için cevap hayır! Bu nedenle en kolayı, birşeylerin birileri tarafından bir sebeble sizin için yapılması ve sizin buna dahil olmanız değil mi?

Yukarıdaki örneğin cevabı fark ettiğiniz üzere başlıkta verilmiş durumda: Pilav Günü. Amacım pilav günlerinin başlagıç noktasını ve aslında neyin kafasında olduğumuzu göstermektir.

İlk Pilav Günü, 1863 yılında Boston Koleji (http://en.wikipedia.org/wiki/Boston_College) kurulmadan önce 1592 yılının 3 Mart günü Amerika'ya Çin'den gelen göçmenlerin kutladığı (nedeni daha bilinmiyor) bir gündür. Ancak bu kutlama zaman içinde anlaşılmaz şekilde insanları etkilemeye başlamıştır. 1913 yılında Boston Kolejinden mezun olacak 3 kafadar / görüşgeniş arkadaş her sene Çin'lilerden kalan bu günü kutlamalarının gerektiğini düşünerek "Pi-Love Day" adında bir organizasyona başlarlar. 1914 yılında geçen sene mezun olanların %65'i buluşmaya katılmışlardır.
Bu başarılı buluşma zaman içinde Boston Koleji için en önemli mezuniyet sonrası aktivite olmuş ve yıllarca birçok Pi (http://www.kuark.org/2012/05/pi-sayisi-ve-cilginligi/) ile ilgili proje geliştirilmiştir. Bu projelerin bir çoğu dünyada değişik etkilere sebeb olmaktadır, ancak birini doğrudan hissetmekteyiz.Yoksa bir grup insanın mezun olduğu lisenin bahçesinde pilav yemek için her sene Pazar günü sabah 10'da buluşmasının başka bir amacı olabilir mi?

Basit ve kısa bir şekilde anlatmaya çalıştım, zaman içinde detaylandırılacaktır.

kısaca pi: http://www.youtube.com/watch?v=eiHWHT_8WrE&feature=related
3.14159265358979323846264338327950288419716939937510582097494459230781640628620899
http://tr.wikipedia.org/wiki/Pi_say%C4%B1s%C4%B1

3 Haziran 2012 Pazar

zaman atarı

Bir çizgi değil, bir düzlem değil, bir prizma değil. Belki bir noktadır. Kesiklidir zaman. Ama aktığını düşünüyoruz değil mi? Işık da akıyor ve o da kesikli; parçalardan oluşuyor, dalga yapısını koruyarak. İşte burada belki de zamanı en küçük parçasından görmek gerekiyor. Işığın temek birimi foton olduğuna göre zamanın temel birimi timon üzerinde düşünmek gerekir.

Timon ismini birçok kişi bilmez, çünkü foton kadar üzerinde çalışılamamıştır. Uzay-zaman içinde aslında hiçbir boyut birinden gerçekte ayrılamaz. İşte burada ortaya çıkan problem antik yunanda yaşamış filozof Timon (http://tr.wikipedia.org/wiki/Timon) tarafından dile getirilmeye çalışılmıştır. Zamandaşlarına göre farklı pencereler ile evrene bakmayan çalışan bu filozof hocasının karşısına, ona duyduğu kuşku ile ortaya çıkmıştır. Çünkü zamanın kavranamayacağı üzerine takıntılıdır. Nesneler üzerinde kurduğu kuram ile aslında zaman üzerinde çalışılması için en önemli yapı taşının tanımlanmsını sağladığı düşünülmektedir. Bu nedenle temel zaman birimi timon olarak adlandırılmıştır.

Timon "Ataraxia" karşı duruşuyla sadece zamanın değil günlük hayatımızın temel birimini belirlemiştir. Dilimizde bile "atar yapmak" (http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=atar+yapmak) kullanılmaktadır. Kaynağı tabiki "ataraxia" sözcüğüdür. Timon'nun Palton'un akademisinde septik huylarını diğer filozoflara aktarma şeklidir. En büyük muyluğu böyle ulaşılabileceğini düşünmektedir.

Sonuçte Timon gibi fir düşünürün, düşüncesizce yok sayılması, tüm septikler gibi onun da kaderi olmuştur. Işık fotonları ile zaman timonlarını ayrıca incelemek gerekli, ama önce bu ön bilgilendirme herşeyi daha doğru görmemizi sağlayacak...

Bir de böyle bir durum var ki çok tehlikeli: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=20568359

20 Mayıs 2012 Pazar

manyetik bellekler

Dünyanın manyetik alanı hakkında birçok çalışma yapılmaktadır. Ama bu yazıda günlük hayatımıza doğrudan etkilerinden birini ortaya çıkarmak istiyorum. Bulut bilişim uygulamaları ile 5 yıl önceki öneminde olmasa da usb bağlantılı flash bellekler artık herkesin cebinde. Verilerimizi depolama ve taşıma için idealler. Ancak artık herşeyin internet üzerinde dolaşmaya başladığı günümüzde bu bellekler birer yedekleme aracına dönüştüler.

Düşününün 16Gb hafızaya sahip bir belleğiniz var ve 10Gb boyunta tek dosyadan oluşan bir dosya yedeklediniz. Ama sanal dosyalarınıza gösterdiğiniz özeni bu belleğe göstermediniz ve sonunda kitaplığın tozlu raflarına doğru bir yolculukla yerine kavuştu. Toz tabiki problem değil, ama yaklaşık 19 ay boyunca aynı yerde haraket etmeden duran bu flash bellek artık belki de sadece bir elektronik devre artığıdır. Çünkü  dünya üzerinde sabit pozisyonda duran (herhangi bir pozisyon değişimi olmadığını varsayarsak) herşey aynı manyetik alan akışına maruz kalmaktadır. İşte bu durum saniyede 1 birim manyetik etkininin 19 ay sonunda yaklaşık 1.400.000 birim manyetik etkiye denk geldiğini göstermektedir. Belleğin sabit pozisyonu nedeniyle bu durumda içindeki bilgilerin 1 bitinde oluşabilecek bozulmanın çarpanını inanılmaz büyütmektedir.

Sonuçta anlatmaya çalıştıklarımın özeti; uzun zamandır ellemediğiniz ve olduğu yerde bekleyen bir flash belleğiniz varsa gidin hemen kontrol edin. Bir flash bellek hiç kullanılmadan aynı yerde 18 ay beklediği zaman içindeki bilgilerin kaybolmasına neden olan bir saldırı altındadır.


Bu güzel olaya neden olan dünyanın manyetik alanının sizin bilgilerinize saldırdığını biliyor musunuz?

Daha ayrınıtlı bilgiler için yine wikipedia:
http://en.wikipedia.org/wiki/Magnetic_Field
http://en.wikipedia.org/wiki/Electromagnetism
http://en.wikipedia.org/wiki/Michael_Faraday
http://en.wikipedia.org/wiki/Faraday_cage

Sadece kahve, çay ve oralet içilmez Faraday Kafesinde!

14 Mayıs 2012 Pazartesi

babies toes


Pek garip ve ilginçtir kaktüslerin yaşamı, en ilginci ise Fenestraria rhopalophylla (http://en.wikipedia.org/wiki/Fenestraria) olarak bilinendir. Herkesin karşısına nasıl çıkacağını bilir, ama siz bilemezsiniz karşınıza nasıl çıkacağını.

8 Mayıs 2012 Salı

martılar

İzmir'de ya da İstanbul'da vapur yolculuğu yapanların dostu martıların neden vapurları ve feribotları takip ettiklerini biliyor musunuz?

Kuşlar uçmaktan daha önemli bir özelliğe sahiptirler. Bu özellik "biyolojik pusula" sahibi olmalarıdır. Göçmen kuşlar, güneş, ay ve yıldızlar yardımıyla göç yollarında yönlerini bulabilirler. Ama en önemli yön bulma araçları biyolojik pusulalarıdır.

"Araştırmalar neticesinde göçmen kuşların boyun kısımlarında ferromanyetik taneciklerin bulunduğu ve arzın manyetik alanına göre hassasiyet gösterdikleri keşfedildi. Şimdiye kadar tetkik edilebilen göçmen kuşların kafa yapısında bulunan taneciklerin demir açısından zengin bir mineral olan manyetit (Fe3O4) olduğu anlaşıldı." (Wikipedia - Göçmen kuşlar)

http://farm3.static.flickr.com/2674/4162955220_e22ce0b570.jpg

Peki martılar?
Martılar tüm güzelliklerine rağmen bu özelliğin en düşük olduğu kuşlardır. Yön bulma kabilyetleri ve uzun mesafeleri uçabilme özellikleri yoktur. Bu nedenle İstanbul Boğazı'nı geçmek ya da İzmir Körfezi'ni aşmak onlar için çok zordur. Göçmen kuşların arkalarından bakarken çığlık çığlığa uçuştuklarını duymuşunuzdur.

Birçok insan martıların bir parça susam için vapurlara eşlik ettiğini düşünür. Ancak martıların vapurlara eşlik etmesinin tek nedeni, vapurların aslında kuşlar için çok kısa sayılabilecek mesafeleri aşmalarında iyi bir araç olmasıdır. Çünkü yolculuk boyunca sürekli kanat çırpamazlar. Kendilerini rüzgara bırakarak o kadar mesafeyi aşamazlar. Ama her yirmi dakikada bir hareket eden vapurlar onlar için bu zorlu yolculuklarında birer liman gibidir ve bu hareketli limanlar yoruldukları zaman dinlenmeleri için onlara eşlik etmektedirler.

http://farm4.static.flickr.com/3108/2670488365_3bf7d30e40.jpg

On yıllar içinde bu yöntemin kolaylığını keşfeden ve zahmetsiz yiyecek bulmanın rahatlığını yaşayan martılar aslında en beleşçi hayvanlardır. Bu durum karşısında kendi sosyal yapıları içinde aristokrat martıların ortaya çıktığı, kaptanla beraber oturdukları ve hatta adettendir diye yakaladıkları simit ve gevrekleri kustukları görülmüştür. Onlar bu rahatlıkta susam yemezler. Kaptanların yemeklerine ortak olurlar.

Peki martılardaki bu "at kafası" neden?


30 Nisan 2012 Pazartesi

jedi kanı

Hayvanların bazı istemsiz güçleri olduğunu farkında mısınız? Büyüleci etkileri olan bu hayvanların güçlerinin etkilerine örnek olarak kedilerin bu kadar çok sevilmesi ya da atlara duyulan karşı koyulamaz ilgi gibi birçok örnek sayılabilir. Bu durumu açıklamak için aslında Lucas'ın Star Wars serisini yazarken hangi kaynaklardan yaralandığına bakmak lazım. Jedi'ların güç seviyesini akünün amperini ölçer gibi "medichlorian" denen simbiyotik bir yaşam türü miktarı ile ölçüldüğünü biliyoruz. Medichlorian'ların bir benzeri aslında hayvanların kanında da bulunmaktadır. Hayvanların kanlarının analizi yapıldığında atomların yapı taşlarından olan kuarkların farklı mekanik özellikler gösterdikleri ancak sadece yaşam formundayken gözlenebildiği anlaşılmıştır. Kuantum mekaniğinin gelişimi ile davranış yapıları yakında tamamen çözülecektir.

Peki hayvanlar aleminin Yoda'sı hangi hayvandır?

Yapılan analizler arasında şu an en büyük tepkinin at kanından elde edildiği görülmüştür. Atların insalık tarihinde ve günümüzde ne kadar hayatımızın içinde olduklarının farkında mısınız? Bir hayvanı asil olarak tanımlanın başka bir anlamı olabilir mi? Belki de "at kafası" aramamız gereken soruları içinde barındırdığı için sürekli karşımıza çıkmaktadır.


zaman taşı

Geçen gün çıkan haberi görmüş olduğunuzu düşünüyorum: "22 trilyon dolarlık göktaşı"

Haberin ayrıntılarında büyük şirket yöneticilerinin, aslında şu an dünyanın toplu halde aynı yöne bakmasını sağlayan yönlendiricilerinin, yatırımından bahsediliyor. Bilim kurgu kokan ve herkesi anlamsız bir heyecana sürükleyen bir haber. Göktaşında bulunan birçok değerli maddenin işlenerek dünyaya getirilmesinin hayali. Çünkü böyle bir proje sadece hayal olabilir. Bir göktaşına ulaşmanın ve onunla savruk bir yörüngede dolaşarak üzerinde maden işlemenin aslında mantıklı bir yanı yok. Tabiki istenen ve yapıalcak olan bu değil. Konuyu daha iyi anlayabilmek için yıllar önce Pasifik Okyanusu'nda yapılan birçok deneyi incelemek yeterlidir. Elektromanyetizma üzerine yapılan bu deneylerde zamanın evrende kontrollü olarak bükülmesi hedeflenmekteydi.

Peki zaman'ı neden bükmeye çalışıyorlar?

Zaman aslında varlığın bir tanımıdır, bir yanılsamadır. Sadece bir "an"lığına var olduğunuzu ama bunu günümüzün insanları gibi ortalama bir ömür olarak hissettiğinizi düşünün. Düşündüğünüz herşeyin evrende varolması ya da düşündüğünüz için bir anda herşeyin yok olması mümkün. İşte zamanın bükülmesi bu sözcüklerle oynanan düşünce oyunlarının gerçekliğinin denenmesidir. Çünkü zamanı doğru merkezlerden farklı çaplar üzerinde bükerseniz, yüzey, hacim ve nokta kümeleri tekrar düzenlenmek zorunda kalacaktır. Yeni düzenlenme durumu, aslında atomların fiziksel ve kimyasal hareketlerinin benzeri bir yapıdadır. Kütle çekim, yerini zaman ağına bırakmaktadır. Aslında herşeyin, onbinlerce nesnenin bağlı olduğu bir zaman ağına. Tüm zaman ağları arasında oluşan teğetlerin bağlantılarını kapsayan zaman ağları ve benzeri fraktal yapılar. Bu karmaşık tanımların hepsi zamanın bükülebilirliği ile doğrulanmıştır. Sorun bunu nasıl yönetebiliriz. Tersten ve basit bir yaklaşımla ama evreni nasıl yönetebiliriz.

Göktaşında işlenecek madenlerin sonucu elde edilen ürünler taşıması, zamanın bir anlamda ağırlığını yönlendirmek ve evrenin ağırlık merkezini kaydırmak için yapılan basit bir hamledir. Sonuçta ortaya çıkan kaotik yapı, kendi içindeki düzenin denklemlerine sahip yönlendiricilerin dünya üzerinde daha etkin hareketler yapmasını sağlayacaktır.

29 Nisan 2012 Pazar

neden bebek parmağı?

neden? ile başlamak iyidir, amaç da budur belki..
pipo içen bilir aslında bebek parmağını. biraz araştırmak iyidir. bu nedenle belki burada da bebek parmağı gibi küçük dokunuşlar ile çalışabilirim. hem "bebek parmağı" iyidir diye düşünüyorum "at kafası"ndan..
pek de bilmiyorum aslında, bildiklerimi paylaşarak belki yenileri bilebilirim.
hep aynı; hep bir belki (;

piyango

Osmanlı'nın son döneminden bu yana piyango çekilişleri yapılmaktadır. Peki hiç düşündünüz mü, neden ayın 9'u 19'u ve 29'unda çekilişlerin yapıldığını?

Ben düşündüm; biraz çalıştım ve bulduklarım dulak deliklerimin bile titremesine neden oldu. Çünkü böyle bir matematiksel altyapı ile karşılaşacağımı sanmıyordum. Konutu dağıtmadan şunu belirtmek istiyorum; Antik Yunanlılar, Mayalar, Aztekler ve birçokları takvimlerini oluşturabilmek için nasıl bir hesaplama yaptılarsa, çok benzeri de piyango çekilişlerinin zaman kalıbında kullanılmıştır. Bu şaşırtıcı durum için aslında basit birkaç parametrenin olduğunu fark edebiliyoruz: Ayda 3, yılda 36 ya da 35 çekiliş yapılması gerekliliği ve bu çekilişerin arasında eşite yakın aralıkların bulunması. Ama bu çekilişlerin cuma günleri yapılmaması gerekiyor, mümkün olduğunca. İşte problemin düğüm noktası burada ortaya çıkıyor.

Çözüm için hazırlanan matematik modelin 333 yıllık bir takvim üzerinde çalıştırılması o yıllar için çok büyük bir hesap gücü gerektirmektedir. İşte o zamanlarda ülkemizin ilk hesap makinalarından biri olan ve şu ana kadar bu çoğrafyada yapılmış en büyük mekanik hesap makinasının üretilmesi ile bu problem çözülmüştür. Ancak bu hesap makinası özelleştirilerek bir çeşit uzman sistem tasarlandığı için bir kere çalıştırılmıştır. Hedeflenen 333 yıllık datanın alınması ile makinanın parçalara ayrılarak birçok yere dağıtıldığı düşünülmektedir. Çünkü büyük savaşların ortaya çıktı yüzyılda bu hesap gücünü kimse istemiyordu. Bu makina korkutucuydu, büyük bir güce dönüşmesine izin verilmeden parçalandı. Ama parçaların yok edilmeden farklı amaçlar için dağıtıldığı bilinmektedir.

İşte yukarıda çok yüzeysel olarak bahsedilen makina ve matematik model sayesinde en uygun çekiliş tarihleri her ayın 9'u, 19'u ve 29'u olarak belirlenmiştir. Hesaplamanın başlatıldığı tarihten 333 yıl sonrasına kadar cuma günlerine en az denk gelen periyot budur.

Not: Rakamların yanlarında yer alan "u"ları fark ettiniz mi?