30 Nisan 2012 Pazartesi

jedi kanı

Hayvanların bazı istemsiz güçleri olduğunu farkında mısınız? Büyüleci etkileri olan bu hayvanların güçlerinin etkilerine örnek olarak kedilerin bu kadar çok sevilmesi ya da atlara duyulan karşı koyulamaz ilgi gibi birçok örnek sayılabilir. Bu durumu açıklamak için aslında Lucas'ın Star Wars serisini yazarken hangi kaynaklardan yaralandığına bakmak lazım. Jedi'ların güç seviyesini akünün amperini ölçer gibi "medichlorian" denen simbiyotik bir yaşam türü miktarı ile ölçüldüğünü biliyoruz. Medichlorian'ların bir benzeri aslında hayvanların kanında da bulunmaktadır. Hayvanların kanlarının analizi yapıldığında atomların yapı taşlarından olan kuarkların farklı mekanik özellikler gösterdikleri ancak sadece yaşam formundayken gözlenebildiği anlaşılmıştır. Kuantum mekaniğinin gelişimi ile davranış yapıları yakında tamamen çözülecektir.

Peki hayvanlar aleminin Yoda'sı hangi hayvandır?

Yapılan analizler arasında şu an en büyük tepkinin at kanından elde edildiği görülmüştür. Atların insalık tarihinde ve günümüzde ne kadar hayatımızın içinde olduklarının farkında mısınız? Bir hayvanı asil olarak tanımlanın başka bir anlamı olabilir mi? Belki de "at kafası" aramamız gereken soruları içinde barındırdığı için sürekli karşımıza çıkmaktadır.


zaman taşı

Geçen gün çıkan haberi görmüş olduğunuzu düşünüyorum: "22 trilyon dolarlık göktaşı"

Haberin ayrıntılarında büyük şirket yöneticilerinin, aslında şu an dünyanın toplu halde aynı yöne bakmasını sağlayan yönlendiricilerinin, yatırımından bahsediliyor. Bilim kurgu kokan ve herkesi anlamsız bir heyecana sürükleyen bir haber. Göktaşında bulunan birçok değerli maddenin işlenerek dünyaya getirilmesinin hayali. Çünkü böyle bir proje sadece hayal olabilir. Bir göktaşına ulaşmanın ve onunla savruk bir yörüngede dolaşarak üzerinde maden işlemenin aslında mantıklı bir yanı yok. Tabiki istenen ve yapıalcak olan bu değil. Konuyu daha iyi anlayabilmek için yıllar önce Pasifik Okyanusu'nda yapılan birçok deneyi incelemek yeterlidir. Elektromanyetizma üzerine yapılan bu deneylerde zamanın evrende kontrollü olarak bükülmesi hedeflenmekteydi.

Peki zaman'ı neden bükmeye çalışıyorlar?

Zaman aslında varlığın bir tanımıdır, bir yanılsamadır. Sadece bir "an"lığına var olduğunuzu ama bunu günümüzün insanları gibi ortalama bir ömür olarak hissettiğinizi düşünün. Düşündüğünüz herşeyin evrende varolması ya da düşündüğünüz için bir anda herşeyin yok olması mümkün. İşte zamanın bükülmesi bu sözcüklerle oynanan düşünce oyunlarının gerçekliğinin denenmesidir. Çünkü zamanı doğru merkezlerden farklı çaplar üzerinde bükerseniz, yüzey, hacim ve nokta kümeleri tekrar düzenlenmek zorunda kalacaktır. Yeni düzenlenme durumu, aslında atomların fiziksel ve kimyasal hareketlerinin benzeri bir yapıdadır. Kütle çekim, yerini zaman ağına bırakmaktadır. Aslında herşeyin, onbinlerce nesnenin bağlı olduğu bir zaman ağına. Tüm zaman ağları arasında oluşan teğetlerin bağlantılarını kapsayan zaman ağları ve benzeri fraktal yapılar. Bu karmaşık tanımların hepsi zamanın bükülebilirliği ile doğrulanmıştır. Sorun bunu nasıl yönetebiliriz. Tersten ve basit bir yaklaşımla ama evreni nasıl yönetebiliriz.

Göktaşında işlenecek madenlerin sonucu elde edilen ürünler taşıması, zamanın bir anlamda ağırlığını yönlendirmek ve evrenin ağırlık merkezini kaydırmak için yapılan basit bir hamledir. Sonuçta ortaya çıkan kaotik yapı, kendi içindeki düzenin denklemlerine sahip yönlendiricilerin dünya üzerinde daha etkin hareketler yapmasını sağlayacaktır.

29 Nisan 2012 Pazar

neden bebek parmağı?

neden? ile başlamak iyidir, amaç da budur belki..
pipo içen bilir aslında bebek parmağını. biraz araştırmak iyidir. bu nedenle belki burada da bebek parmağı gibi küçük dokunuşlar ile çalışabilirim. hem "bebek parmağı" iyidir diye düşünüyorum "at kafası"ndan..
pek de bilmiyorum aslında, bildiklerimi paylaşarak belki yenileri bilebilirim.
hep aynı; hep bir belki (;

piyango

Osmanlı'nın son döneminden bu yana piyango çekilişleri yapılmaktadır. Peki hiç düşündünüz mü, neden ayın 9'u 19'u ve 29'unda çekilişlerin yapıldığını?

Ben düşündüm; biraz çalıştım ve bulduklarım dulak deliklerimin bile titremesine neden oldu. Çünkü böyle bir matematiksel altyapı ile karşılaşacağımı sanmıyordum. Konutu dağıtmadan şunu belirtmek istiyorum; Antik Yunanlılar, Mayalar, Aztekler ve birçokları takvimlerini oluşturabilmek için nasıl bir hesaplama yaptılarsa, çok benzeri de piyango çekilişlerinin zaman kalıbında kullanılmıştır. Bu şaşırtıcı durum için aslında basit birkaç parametrenin olduğunu fark edebiliyoruz: Ayda 3, yılda 36 ya da 35 çekiliş yapılması gerekliliği ve bu çekilişerin arasında eşite yakın aralıkların bulunması. Ama bu çekilişlerin cuma günleri yapılmaması gerekiyor, mümkün olduğunca. İşte problemin düğüm noktası burada ortaya çıkıyor.

Çözüm için hazırlanan matematik modelin 333 yıllık bir takvim üzerinde çalıştırılması o yıllar için çok büyük bir hesap gücü gerektirmektedir. İşte o zamanlarda ülkemizin ilk hesap makinalarından biri olan ve şu ana kadar bu çoğrafyada yapılmış en büyük mekanik hesap makinasının üretilmesi ile bu problem çözülmüştür. Ancak bu hesap makinası özelleştirilerek bir çeşit uzman sistem tasarlandığı için bir kere çalıştırılmıştır. Hedeflenen 333 yıllık datanın alınması ile makinanın parçalara ayrılarak birçok yere dağıtıldığı düşünülmektedir. Çünkü büyük savaşların ortaya çıktı yüzyılda bu hesap gücünü kimse istemiyordu. Bu makina korkutucuydu, büyük bir güce dönüşmesine izin verilmeden parçalandı. Ama parçaların yok edilmeden farklı amaçlar için dağıtıldığı bilinmektedir.

İşte yukarıda çok yüzeysel olarak bahsedilen makina ve matematik model sayesinde en uygun çekiliş tarihleri her ayın 9'u, 19'u ve 29'u olarak belirlenmiştir. Hesaplamanın başlatıldığı tarihten 333 yıl sonrasına kadar cuma günlerine en az denk gelen periyot budur.

Not: Rakamların yanlarında yer alan "u"ları fark ettiniz mi?