10 Nisan 2016 Pazar

Bornova (İzmir)

Şehirlerin isimleri zaman içinde deformasyona uğrayarak bugünkü hallerini almışlardır. Örneğin Denizli, denizli olduğu için değil domuzlu olduğu için Tonguzlu’dan (http://pamukkale.gov.tr/tr/Genel-Bilgiler-Denizli/Tarihce) Denizli’ye deforme olmuştur. İzmir’de Ege Üniversitesi’nin bulunduğu Bornova için de aynı şey geçerli. Yıllar içinde “Bor’un ora” olan adı Bornvova’ya deforme olmuştur. Yıllardır anlamsız/anlamlı bor tartışmalarında asıl konu "sahip olunan madde değil bilgi değerli" olmalı. Mısırlılar kum ve taşa sahip oldukları için değil bilgiye ve onu kullanma kabiliyetlerine sahip oldukları için yüzyıllar önce Piramitleri (https://tr.wikipedia.org/wiki/Keops_Piramidi) inşa edebilmişlerdir. Aslında aynı düşünce ile Ege Üniversitesi bünyesinde Bornova kampüsünde 1959 yılında Nükleer Bilimler Enstitüsü (http://nbe.ege.edu.tr/) kurulmuştur. Çünkü bor madeninin neredeyse ovalarda patates gibi yüzeye çıktığı ender bölgelerden biridir Bornova. İşte Bornova’nın yıllar önce “Bor’un ora” diye anılmasının sebebi de budur.

2 Mart 2013 Cumartesi

Şarabın Zamanı


 

Şarap içmenin herkes için farklı bir yolu var, kimi sokakta şişeden içer, kimi bir ritüel ile bohem bir ortamda. Bu yüzden şarap insanların temel içeceklerindendir. Herkes şarabın tadında başka türlü uykuya dalar, düşlerinde başka türlü yüzer üzümlerin içinde. Ancak şarabın tadını kendinden çok önemsiyorsanız doğru sıcaklıkta ve doğru havalandırma ile içmelisiniz. Bu konuda makeleler, kitaplar yazılmıştır ve hatta kurslar düzenlenmektedir. İşi biraz daha doğallaştırmak gerektiğini düşünüyorum. Basit bir formülle herkesin içtiği şarabın tadını daha net alabilir.

Şarabın rengine göre yöntemler, içim sıcaklıkları ve havalandırma süreleri değişmektedir. Benim görüşüm şarabın kırmızı dışında içilmemesidir. Doğal olan kan rengidir, isyanın kırmızısıdır. Bu nedenle de burada anlatılacaklar kırmızı şarap dikkate alınarak okunmalıdır.
Şarap içilmeden önce oksijen ile tanıştırılmalı ve içindeki sülfürük gazlar salınmalıdır. Bu havalanadırma olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle şarap sürahileri ve özel kadeh formları kullanılmaktadır. Ayrı her şarabın saklanma ve servis sıcakları ayrıdır. Yukarıda bahsedildiği gibi bu karmaşık tablolara ya da formüllere gerek kalmadan şaraba odaklanarak optimum lezzet için formül "toplam 30" yaklaşımıdır.

"Toplam 30" yaklaşımının temelinde 2 faktör bulunmaktadır ve basit bir toplama ile sonuca ulaşılabilir. Şarabı soğuk ya da sıcak tutmakla uğraşmadan bulunduğunuz ortama göre şarabınızı içmenizi sağlayan kolay bir yöntemdir. Amaç ortam sıcaklığına göre şarabı açtıktan sonra belli bir süre havalandırmaktan geçmektedir. Örneğin şarabı içeceğiniz ortamın sıcaklığı 20°C ise şarap 10dakika havanlandırılmalıdır. Eğer sıcak bir kış akşamı dış mekanda (5°C'de) şarap içilecekse 25dakika havalandırılması gereklidir. Tabiki deniz kenarında gün batımı, şiir ve deniz kokusu ile içilen şarabın elden ele geçmesi tadının alınması için yeterlidir. Orada ne dakika tutulur ne de ortam sıcaklığına bakılır.


2 Eylül 2012 Pazar

Pilav Günü

Liseden mezun oldunuz ve eski arkadaşlarınızla her yıl görüşmek üzere sözleştiniz, ama bunu başarabildiniz mi? Büyük bir çoğunluk için cevap hayır! Bu nedenle en kolayı, birşeylerin birileri tarafından bir sebeble sizin için yapılması ve sizin buna dahil olmanız değil mi?

Yukarıdaki örneğin cevabı fark ettiğiniz üzere başlıkta verilmiş durumda: Pilav Günü. Amacım pilav günlerinin başlagıç noktasını ve aslında neyin kafasında olduğumuzu göstermektir.

İlk Pilav Günü, 1863 yılında Boston Koleji (http://en.wikipedia.org/wiki/Boston_College) kurulmadan önce 1592 yılının 3 Mart günü Amerika'ya Çin'den gelen göçmenlerin kutladığı (nedeni daha bilinmiyor) bir gündür. Ancak bu kutlama zaman içinde anlaşılmaz şekilde insanları etkilemeye başlamıştır. 1913 yılında Boston Kolejinden mezun olacak 3 kafadar / görüşgeniş arkadaş her sene Çin'lilerden kalan bu günü kutlamalarının gerektiğini düşünerek "Pi-Love Day" adında bir organizasyona başlarlar. 1914 yılında geçen sene mezun olanların %65'i buluşmaya katılmışlardır.
Bu başarılı buluşma zaman içinde Boston Koleji için en önemli mezuniyet sonrası aktivite olmuş ve yıllarca birçok Pi (http://www.kuark.org/2012/05/pi-sayisi-ve-cilginligi/) ile ilgili proje geliştirilmiştir. Bu projelerin bir çoğu dünyada değişik etkilere sebeb olmaktadır, ancak birini doğrudan hissetmekteyiz.Yoksa bir grup insanın mezun olduğu lisenin bahçesinde pilav yemek için her sene Pazar günü sabah 10'da buluşmasının başka bir amacı olabilir mi?

Basit ve kısa bir şekilde anlatmaya çalıştım, zaman içinde detaylandırılacaktır.

kısaca pi: http://www.youtube.com/watch?v=eiHWHT_8WrE&feature=related
3.14159265358979323846264338327950288419716939937510582097494459230781640628620899
http://tr.wikipedia.org/wiki/Pi_say%C4%B1s%C4%B1

3 Haziran 2012 Pazar

zaman atarı

Bir çizgi değil, bir düzlem değil, bir prizma değil. Belki bir noktadır. Kesiklidir zaman. Ama aktığını düşünüyoruz değil mi? Işık da akıyor ve o da kesikli; parçalardan oluşuyor, dalga yapısını koruyarak. İşte burada belki de zamanı en küçük parçasından görmek gerekiyor. Işığın temek birimi foton olduğuna göre zamanın temel birimi timon üzerinde düşünmek gerekir.

Timon ismini birçok kişi bilmez, çünkü foton kadar üzerinde çalışılamamıştır. Uzay-zaman içinde aslında hiçbir boyut birinden gerçekte ayrılamaz. İşte burada ortaya çıkan problem antik yunanda yaşamış filozof Timon (http://tr.wikipedia.org/wiki/Timon) tarafından dile getirilmeye çalışılmıştır. Zamandaşlarına göre farklı pencereler ile evrene bakmayan çalışan bu filozof hocasının karşısına, ona duyduğu kuşku ile ortaya çıkmıştır. Çünkü zamanın kavranamayacağı üzerine takıntılıdır. Nesneler üzerinde kurduğu kuram ile aslında zaman üzerinde çalışılması için en önemli yapı taşının tanımlanmsını sağladığı düşünülmektedir. Bu nedenle temel zaman birimi timon olarak adlandırılmıştır.

Timon "Ataraxia" karşı duruşuyla sadece zamanın değil günlük hayatımızın temel birimini belirlemiştir. Dilimizde bile "atar yapmak" (http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=atar+yapmak) kullanılmaktadır. Kaynağı tabiki "ataraxia" sözcüğüdür. Timon'nun Palton'un akademisinde septik huylarını diğer filozoflara aktarma şeklidir. En büyük muyluğu böyle ulaşılabileceğini düşünmektedir.

Sonuçte Timon gibi fir düşünürün, düşüncesizce yok sayılması, tüm septikler gibi onun da kaderi olmuştur. Işık fotonları ile zaman timonlarını ayrıca incelemek gerekli, ama önce bu ön bilgilendirme herşeyi daha doğru görmemizi sağlayacak...

Bir de böyle bir durum var ki çok tehlikeli: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=20568359

20 Mayıs 2012 Pazar

manyetik bellekler

Dünyanın manyetik alanı hakkında birçok çalışma yapılmaktadır. Ama bu yazıda günlük hayatımıza doğrudan etkilerinden birini ortaya çıkarmak istiyorum. Bulut bilişim uygulamaları ile 5 yıl önceki öneminde olmasa da usb bağlantılı flash bellekler artık herkesin cebinde. Verilerimizi depolama ve taşıma için idealler. Ancak artık herşeyin internet üzerinde dolaşmaya başladığı günümüzde bu bellekler birer yedekleme aracına dönüştüler.

Düşününün 16Gb hafızaya sahip bir belleğiniz var ve 10Gb boyunta tek dosyadan oluşan bir dosya yedeklediniz. Ama sanal dosyalarınıza gösterdiğiniz özeni bu belleğe göstermediniz ve sonunda kitaplığın tozlu raflarına doğru bir yolculukla yerine kavuştu. Toz tabiki problem değil, ama yaklaşık 19 ay boyunca aynı yerde haraket etmeden duran bu flash bellek artık belki de sadece bir elektronik devre artığıdır. Çünkü  dünya üzerinde sabit pozisyonda duran (herhangi bir pozisyon değişimi olmadığını varsayarsak) herşey aynı manyetik alan akışına maruz kalmaktadır. İşte bu durum saniyede 1 birim manyetik etkininin 19 ay sonunda yaklaşık 1.400.000 birim manyetik etkiye denk geldiğini göstermektedir. Belleğin sabit pozisyonu nedeniyle bu durumda içindeki bilgilerin 1 bitinde oluşabilecek bozulmanın çarpanını inanılmaz büyütmektedir.

Sonuçta anlatmaya çalıştıklarımın özeti; uzun zamandır ellemediğiniz ve olduğu yerde bekleyen bir flash belleğiniz varsa gidin hemen kontrol edin. Bir flash bellek hiç kullanılmadan aynı yerde 18 ay beklediği zaman içindeki bilgilerin kaybolmasına neden olan bir saldırı altındadır.


Bu güzel olaya neden olan dünyanın manyetik alanının sizin bilgilerinize saldırdığını biliyor musunuz?

Daha ayrınıtlı bilgiler için yine wikipedia:
http://en.wikipedia.org/wiki/Magnetic_Field
http://en.wikipedia.org/wiki/Electromagnetism
http://en.wikipedia.org/wiki/Michael_Faraday
http://en.wikipedia.org/wiki/Faraday_cage

Sadece kahve, çay ve oralet içilmez Faraday Kafesinde!

14 Mayıs 2012 Pazartesi

babies toes


Pek garip ve ilginçtir kaktüslerin yaşamı, en ilginci ise Fenestraria rhopalophylla (http://en.wikipedia.org/wiki/Fenestraria) olarak bilinendir. Herkesin karşısına nasıl çıkacağını bilir, ama siz bilemezsiniz karşınıza nasıl çıkacağını.

8 Mayıs 2012 Salı

martılar

İzmir'de ya da İstanbul'da vapur yolculuğu yapanların dostu martıların neden vapurları ve feribotları takip ettiklerini biliyor musunuz?

Kuşlar uçmaktan daha önemli bir özelliğe sahiptirler. Bu özellik "biyolojik pusula" sahibi olmalarıdır. Göçmen kuşlar, güneş, ay ve yıldızlar yardımıyla göç yollarında yönlerini bulabilirler. Ama en önemli yön bulma araçları biyolojik pusulalarıdır.

"Araştırmalar neticesinde göçmen kuşların boyun kısımlarında ferromanyetik taneciklerin bulunduğu ve arzın manyetik alanına göre hassasiyet gösterdikleri keşfedildi. Şimdiye kadar tetkik edilebilen göçmen kuşların kafa yapısında bulunan taneciklerin demir açısından zengin bir mineral olan manyetit (Fe3O4) olduğu anlaşıldı." (Wikipedia - Göçmen kuşlar)

http://farm3.static.flickr.com/2674/4162955220_e22ce0b570.jpg

Peki martılar?
Martılar tüm güzelliklerine rağmen bu özelliğin en düşük olduğu kuşlardır. Yön bulma kabilyetleri ve uzun mesafeleri uçabilme özellikleri yoktur. Bu nedenle İstanbul Boğazı'nı geçmek ya da İzmir Körfezi'ni aşmak onlar için çok zordur. Göçmen kuşların arkalarından bakarken çığlık çığlığa uçuştuklarını duymuşunuzdur.

Birçok insan martıların bir parça susam için vapurlara eşlik ettiğini düşünür. Ancak martıların vapurlara eşlik etmesinin tek nedeni, vapurların aslında kuşlar için çok kısa sayılabilecek mesafeleri aşmalarında iyi bir araç olmasıdır. Çünkü yolculuk boyunca sürekli kanat çırpamazlar. Kendilerini rüzgara bırakarak o kadar mesafeyi aşamazlar. Ama her yirmi dakikada bir hareket eden vapurlar onlar için bu zorlu yolculuklarında birer liman gibidir ve bu hareketli limanlar yoruldukları zaman dinlenmeleri için onlara eşlik etmektedirler.

http://farm4.static.flickr.com/3108/2670488365_3bf7d30e40.jpg

On yıllar içinde bu yöntemin kolaylığını keşfeden ve zahmetsiz yiyecek bulmanın rahatlığını yaşayan martılar aslında en beleşçi hayvanlardır. Bu durum karşısında kendi sosyal yapıları içinde aristokrat martıların ortaya çıktığı, kaptanla beraber oturdukları ve hatta adettendir diye yakaladıkları simit ve gevrekleri kustukları görülmüştür. Onlar bu rahatlıkta susam yemezler. Kaptanların yemeklerine ortak olurlar.

Peki martılardaki bu "at kafası" neden?